Pazar, Eylül 30

bruksel

gecenlerde Bruksel beni Pazar sabahi yatagimdan kaldirdi, uykulu uykulu pencereye goturdu. asagida panayirimsi bir goruntu vardi. butun sokak festival gibisin, katilmak istiyorum diyordu adeta.

bu manzara butun gun kendini tekrar etti, detone bir grubun soyledigi Fransizca sarkilar esliginde. bir ara inip yurudum, etrafa bakindim. guya yasadigim sehirdi Bruksel ama ayda yilda bir ugradigimdan pek bir yakinlik kurma firsatini yakalayamamistik. samimiyetin en onemli sarti ayni dili konusmak. 1,5 ay Fransizca dersi aldim ve bayagi da keyifli bir sekilde ilerlettim. fransizca menuleri okuma, taksi soforleriyle cat pat anlasma, levhalarda ne dedigini cozme konusunda yol aldim ama procem beni Ispanya'ya goturunce Fransizca bir anda uvey evlat durumuna soktu. Bu dusuncelerle mahalleyi soyle bir dolasip dondum eve.

bu arada her gittigim yerde bana sorulan soru 'ne olcek bu belcika'nin hali?' oluyor. 4 aya yaklasiyor neredeyse hukumetsizlik hali. vatandaslar umursamaz bir halde. ulan ulke bolunecek adamlar hicbir sey olmuyormus gibi hayatlarini yasamaya devam ediyorlar. tek tuk evlere Belcika bayraklari asilmis ama gormek icin ozellikle aramak gerekiyor. adamlarin milli marslarinin bile 3 versiyonu var, fransizca, flamanca, almanca. economist'te gecenlerde komik bir makale vardi (gerci belcikali olsam bayagi sinirlendirirdi bunu okumak -ya da belki de umursamazdim, simdi belcikalilar'i dusununce). Zamaninda Belcika'ni kurulmasinda gecerli bir sebep oldugunu, artik bu ulkenin varolma amaci kalmadigini, vazifesini yerine getirdigini falan soyluyordu. Peki bolunse nereden bolunecek, kim nereyi alacak asil soru o. Flaman bolgesi, Valon bolgesi, Bruksel ve de Turk mahallesi olarak dorde ayrilabilir bence. Yalniz Turk bolgesine girip cikarken pasaport kontrolu yaparlarsa kebap yemek zahmetli bir is haline gelebilir, o konuda biraz endiseliyim.

Aslinda buraya ilk geldigimde Flamanlar'a Valonlar'dan daha fazla sempatim vardi. Ama gorunen o ki zengin Flamanlar (issizlik oranlari Valonlar'in yarisindan az) issiz ve parasiz Valonlar'in sirtlarina yuk olmasindan bikmislar, adamlarin irkcilikta almis yurumus bir partileri var. Flaman bolgelerinde oturan arkadaslar irkci ve Ingilizce konusmayi reddeden komun calisanlarindan bayagi sikayetci.

Avrupa Birligi ulkeleri birlestirecegi yerde bolmeye basliyor. Normalde kuculdukce kendi baslarina ayakta kalamayacak ulkeler kulturel farklarinin daha fazla farkina variyor. Avrupa Birligi'nin guvencesinden dolayi. Kendi para birimlerini cikarmak zorunda degiller, aslanlar gibi yuro var. Ticarette herhangi bir AB ulkesi gibi davranabilirler. Orduya ihtiyaclari yok. Ekonomik olarak AB'nin korumasindalar, vs. Artik Belcika'ya ihtiyac yok, AB var...

is gezileri 2

Bir haftada 6 sehir. 4 tanesi Italya. Milan, Mantova, Castelfranco (Franco'nun kalesinin icinde yemek yemek iyi geliyor), Venedik. 2 tanesi Fransa. Paris, Dijon. Atalarima ozenip sol seritte gocebelige gectim. Bir yerde bir gunden fazla gecirmiyorum. Otellerin yerlisi oldum. Gocebelikle Ramazan'i elimden geldigince baristirmaya calisiyorum, simdilik fena gitmiyor. Kalabalik iftar sofralarini, ezani dusunup isimi daha da zorlastirmamaya calisiyorum. Bir yerden bir yere gitmek, icgudulerime gore (yani gps'siz) yol bulmakta ustalasiyorum. Tarzanca yol sorup Italyanca tarif almak hergun yaptigim seyler. Henuz '2 km sonra kime sorsan gosterir' diyen buyuk buyukbabasi Galata'dan gocmus Venedikli'ye rastlamadim. Haftanin en keyifli bolumu tekneyle Venedik kanallarinda yapilan gezinti.

Fransa, Air France hosteslerinin kaba ve muhtemel Turk dusmanliklariyla tatsiz bir sekilde basliyor. Kabaliga tahammul gosterebiliyorum bir nebze ama Turk pasaportuna kine katlanamiyorum. Ufak capta bir patlama yasaniyor havaalaninda, Fransiz ablalar adlarini vermemekte direniyorlar, sikayette bulunulmasindan pek bir tirsiyorlar. Fransa'ya karsi engel olamadigim bir onyarginin icimde buyudugunu farkediyorum, gidisi tersine cevirecek birileriyle karsilasmayi umuyorum.

Yol arkadaslarim caktirmadan hizli Ispanyolca kursuna kayit ettiriyorlar beni, her yemekte yeni bir Ispanyolca cumle kuruyorum. Haftaya resmi olarak Ispanyolca derslerine basliyorum.

amerika

En son yazdigimdan beri hayatimi ozetlemeyi 2 kelimeyle becerebilirim sanirim: Is gezileri. Bunlardan bir tanesi beni Amerika'ya ucurdu. NJ is gezisiyle Florida tatilini basariyla birlestirdim.

Amerika ucagina ilk adimimi attigimda etrafimdaki Amerikalilar'in bana ne kadar da yabanci oldugunu farkettim. Oysa bu ulkede o kadar uzun bir sure gecirdim ki. Sanirim burada ne kadar yasasam da bu adamlar bana hep baska bir gezegenden gelmis gibi gorunecekler. Aya adim atmakla bir ilgisi olabilir. Eski dunya - yeni dunya farki desem. Guney Amerikalilar'da boyle bir sey olmuyor. Birlesik Amerikanya vatandaslarina ozgu bir sey.

Bir yandan 6.5 sene yasadigim ulkeye tanidikliktan gelen bir yakinlik hissediyorum. Belcika'daki yabanciligimdan kurtuluyorum orada, yollarini, kisayollarini, dilini biliyorum. Bir yandan da kim bu insanlar, bu garip konusan, davranan, dunyanin geri kalanindan bu kadar farkli garip yaratiklar diyorum. Ucagin business kisminda blackberryli, gurultulu Amerikalilar arasinda Amerika'dan ayrildigima sevinir bir haldeyim.

Florida ise ayri bir hikaye. Kendini en guclu hissettiren duygu 'ulan amma uzun zaman gecirdim burada' diye haykiriyor. Tekrar orada olmanin verdigi huzursuzlukla, burada yasamanin rahatligina ozlem birbirine karisiyor. Hersey birbirine ne kadar yakin, yollar genis, yasam insani eblek eblek tembellestirecek kadar rahat. Baska bir sehirde, ulkede olduguma seviniyorum icten ice. Sevdigim insanlarin buradan yakinlara gelmesini bekliyorum. Sevdigim insanin yanima gelmesini bekliyorum.

6 sene tek bir sehirde yasamak icin cok uzun, eger kendi ulken, kendi sehrin degilse. Peki kendi ulkemde nasil olacak onu dusunuyorum. Istanbul'da 6 sene yasamak beni isyana suruklemez mi, bilmiyorum...